Ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

Sen Benim Ölüme Gülen Yanım

Çünkü izi kalır vedaların.
Yarım bırakır beni.
Bu şehir kadar anlamsızım.
Gülüşlerimi siyah yıldızlara astım.
Düşlerim çoktan bittiler.
Yorgunum söylenmemiş bir söz kadar.
Ve tövbekâr...
Z/amansız bir çığ gibi düştün.
Büyüdün yüreğimde.
Nasıl kıydıysan gecelerime,
Sessiz sedasız harflerle,
Şimdide öylece susuyorsun,
Ölüme kadar belkide.
İzi kalır son nefesimde 
Adını söylerim meleklere.
Geç kalma! korkarım sensiz sonra.
Azraile gülmek kadar cesaret işiydi seni sevmek.
Soğuk bomboş odalarda hayata ve sana veda etmek.
Gözlerimi kapıyorum şimdi usulca sana.
Soğuyor avuç içlerim.
'(Su's)uyorum.
Sus...

elmas

14 Aralık 2011 Çarşamba

İzdüşümler...




Bir sabah uyansam ve kaybolsam bu kentten.Ben bile bilmesem.Ruhumun limanına sığınmış kırgınlıklarımı dev dalgalara salıversem.Yol alıp gitse uzaklaşsa okyanuslara...
Usulca yol alsam ama sağlam adımlarla.Arınsam tüm kaygılarımdan.Korkularımı yağmurla yıkasam, hayallerimi masmavi gökyüzüne yazsam ve ümitlerimi toprağa atsam.Yeni bir baharda dirileseler solmamak üzere.
Bir sabah uyansam ve bilmese kimse.Son kez dönsem köşesinden sokağın.Saatlerce gelmesini beklediğim otobüs durağına uğramadan,her sabah işe giden Hacer abla ile selamlaşmadan.Hani diyorum ardına bile bakmadan...
Yanıma hiçbirşey almadan,hiçkimseyle vedalaşmadan, bir damla gözyaşı akıtmadan...
Ne annemin boynuna sarılsam, ne babama giderken el sallasam.
Dedimya bilmese kimse, ben bile.Avlusunda oturmaya doyamadığım o camiye son kez uğrasam.Biliyorum garipser bu kez güvercinler onlara yem atmayaşımı.Musalla taşı ile ilk ve son defa kucaklaşsam ve uzaklaşsam...
Kimse görmese,farketmese hani diyorum yol arkadaşım daha fazla beklemese.Teslim etsem emaneti sahibine.
Bir sabah uyansam, ama ben olmasam.Kaybolsam, bilmese kimse, ben bile...

                                                                                                                              Elmas Kılıç

9 Kasım 2011 Çarşamba

HAYAT GİDER İZİ KALIR


‘’ İnsan dediğin ömrü yolda geçen bir varlıktır.

Geçmişten gelirken, şimdiden geçerek geleceğe gider.
Ve tüm zamanlarda yolculuk yapar.’’


En soğuk kelime nedir diye sorulduğunda, hemen hepimizin aklına gelen sözcük aynıdır: Ölüm...
Ölüm; birilerinin dünyadan geçerken, birilerinin dünyaya gelmesiydi. Nakış nakış işlenmesiydi ecel ipliğiyle ömür yakasına. Yaşama olan borcumuzu ödemekti verdiğimiz son nefesle… Hayattan alacağımızın da, hayata vereceğimizin de kalmamasıydı bir bakıma. Yahut ardımızda bıraktığımız insanları anıların arasında öğütmekti tane tane ve sabırdan örülü elekten geçirmekti…
Gidenin ardından bir kürek toprak atmaktı kimi zaman, gözyaşları ile o toprağı sulamak ya da sessiz yakarışları sığdırmaktı Fatihalara, Yasinlere…
İçimizdeki sessizliğin büyüyerek, yokluk duvarlarına çarpıp, etrafa saçılmasıdıydı kırık dökük. Anıların, izlerin parçalanması. Her bir parçada gidenin aranması...
Ölüm; aradıklarımızı, kaybederek, vazgeçerek, can vererek bulmanın adıydı yani. Firak kuyularında vuslata ermek, fenada beka bulmaktı. Acizliğimizin, fakirliğimizin hasretlerimizin, acılarımızın sonu, sonsuzluğun ise başlangıç noktasıydı. Ölüm sonsuzluğa açılan bir pencereydi.
Penceredeki manzarayı belirleyen ise insanın ta kendisiydi. Kimisi ayrılık dedi ona kimisi özlem… Kiminde Şeb-i Arustu, kiminde terhis tezkeresi. En sevdiği uğruna (Allah Cc) candan geçebilmekti. İsmail’ce [as] bir teslimiyetin yahut İbrahim’ce [as] tevekkülün adıydı ölüm.
Mevlana Rumi aşık ile maşuk arasında ancak zar gibi olan bir gömleğin çıkarılması olarak anlatır onu..
Zahiren bakıldığında, soğuk, korkunç, çirkin bir idam sehpası olarak görünür gerçi…Lakin ardında nice güzellikleri saklayan bir hakikattir o. Ebu Laşey’ e göre ;’’ Ehli iman için ölüm, kulluk vazifesinin bitişi, öteki aleme giden sevdiklerimize kavuşma vesilesi, dünya zindanından cennet bahçelerine bir davettir,mesela.
Nasıl, tohumun toprağa atılması, o tohumun çürüyüp dağılması gibi görünse de, aslında perde arkasında gayet muntazam bir yoğuruşla o topraktan boy vererek yeniden doğması anlamı taşır. İşte ölüm de öyle bir dönüşümü hakikatinde taşır!
Hâsılı, mademki ölüm; bir yok oluş, kayboluş, bitiş değil; yeniden doğuş, diriliş, uyanış… O halde zamanın Bedii’ ne kulak vermeli ve onun dediği gibi nefsimize demeli;
‘’... Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabların kabrin öbür tarafındadır. Burada kalan bir iki tane ise, onlarda gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme. Merdane kabre bak, dinle ne talep eder.Erkekçesine ölümün yüzüne gül; bak ne ister. Sakın gafil olup ikinci adama benzeme...’’
Şimdi, yaptıklarımızı, yaşadıklarımızı, mihenke vurma vakti. Ölüm de doğum gibi bir gerçek olduğuna göre ona hazırlanma, onu daha sık hatırlama vakti. İnsan dediğin ömrü yolda geçen bir varlıktır. Geçmişten gelir, şimdiye uğrar, geleceğe gider. Tüm zamanlarda yolculuk yapar yani.
Hepimiz hayat treninin farklı vagonlarında yolculuk yapsak da aynı durakta ineceğiz. O son durakta bize eşlik eden, yol arkadaşımız olan imanımızı kavileştirenler kervanında olanlara müjdeler olsun, binler selam olsun... 



                                                                                                                                                                        Elmas Kılıç