12 Ağustos 2011 Cuma

~~Düşler ve Düşüşler~~



 



Her düş bir düşüştür, yürekten damlayan göze...
Yağmurun delice yağması saçının her teline.
Ve ısalaklığını hissetmen yüreğinin en ücra köşelerinde.
Kirpiklerime düşen umut cemrelerinde gezinirken gözlerin,
Baharın gelişini müjdeleyen çiçeklerle yazı beklemektir.
Yeşermek düştüğün gönül toprağında,filizlenmek koy bir mavide,
Alabildiğince yürümek hatta koşmak gökyüzünde.

Her düş bir düşüştür dolunay misali geceye...
Yıldızları seyredalmak ve dans etmek gökyüzünde saatlerce.
Uykusuz kalmak görmek için kavuştuğunu gecenin güneşe.
Yürümek kalabalıklar arasında nedeni belirsiz tebessümle
Yerli yersiz gülüşlerinde yakalamak kaçamak bakışlarımı.
Minik bir kız çocuğunda aramak sıcaklığını.
Ve sabırla beklemek geleceğin günün hayaliyle.

Her düş bir düşüştür aslında;Sevgiye,sadakate,samimiyete...
Teslim etmek kendini, düştüğün yüreğe tereddütsüzce...

Elmas Kılıç
 

Ey Can Şimdi Uyan

Ey can şimdi uyan!!!
Gidiyoruz can haydi toparlan…
Şimdi hicret vakti Sevgili diyarına
Fani ruhlardan sıyrılıp Bakiyi bulmak için koyul yola
Dur can gerek yok ona buna
Yanına kalbini al can…
Çünkü bir tek oradadır BAKİ(c.c) olan…

Elmas KILIÇ

Ve İnsan Aldattı Kendini...

Yorgun bir akşam üzeriydi.Sakin adımlarla incitmeden yürüdüğü arnavut kaldırımlı sokakta.Bir cadde üzerine çıktı sokak sonunda.Mahşeri hatırlatan bir kalablık etrafta.Kiminin elinde üçbeş poşet, kiminde çanta, evine gitmek için koyulmuş yola. Belli ki bir bekleyen var günün sonunda gideni umutla.

Elleri cebinde yürüdü bir müddet daha ve oturdu bir banka. Sokak lambası, bina kapısı, aydınlatma derken gözü takıldı kayan bir yıldıza.Kalabalık kentin ışıklı sokakları nasılda kandırıvermişti insanları.Çehreleri saran bir acelecilik, hızlı adımlar, soluk soluğa konuşmalar, bilmem önümüzdeki yıllar hakkında yapılan planlar...

Yüzünde bir tebessüm belirdi.Ve düşündü sonra''Ne kadar da kısaydı hayatlar oysa, tıpkı gelincik misali; dün vardı, bugün yaşıyor ama ya yarın? Açabilecek mi kan kırmızı gözlerini hayata?

Yorgun bakışlarını çevirdi hayattan ve sıkı sıkıya baktı bir daha semaya.Yüreğini saran bir ayetin sıcaklığıyla döküldü dilinden bir anda ''O (cc) birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır.Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin.Gözünü çevirde bir bak!Bir bozukluk görebiliyor musun?

Kapadı gözlerini sımsıkı ve yaşlar süzüldü kirpiklerini aralayarak yanaklarından aşağı.Neydi insanlara unutturan Rahmanı?

Kalpleri çepeçevre kuşatan, akılları susturan, vicdanın kapısına kilit vurduran, nefsin peşinde at gibi koşturan, şeytanın tuzaklarına taşçıkaran kimdi? Oysa O (cc) kullarına şah damarından daha yakın değil miydi?

Ve insan aldattı kendini...Duymadı kelamların o en güzelini; '' Ve iyi biliniz ki; mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir'' nasihatini...

Sağır oldu kulaklar, tutuldu varlığıyla övünülen akıllar.
Tatlı geldi dünya hayatında verilen rol biçilen oyun kendine.

Zehirli bir bal gibiydi tadına doyulamayan lezzetler.Yedikçe tatlı geldi durdukça sancı verdi. Vazgeçilmesi mümkün gelmedi.

İşte büyük zatın dediği gibi '' Nefs-i insaniye muaccel (peşin) bir hazır lezzeti, müeccel (ileride), gaib bir batman lezzete tercih etti''.

Aldattı suretler kendinden etti, unutturdu kendini, buraya nereden, neden geldiğini... Kendine bir küre-i arzın hilafeti vazifesinin verildiğini.

Ve insan aldattı kendini...Zulmetti nefsine, hem kendine. Kandı şu kısacık fani ömrüne.Değişti ebedi cenneti şu elemli lezzete.

Tüm bu düşünceler içindeyken irkildi Ezan-ı Muhammedinin sesiyle.Kalktı yerinden ve yöneldi camiye.İcebet etti O en Sevgilinin davetine ve yaklaştı O (cc) ' na bir derece daha secdeyle.Kaldırdı ellerini açtı avuç içlerini dua etti '' Allahım unutturma bize kendimizi, unutturma bize vazife-i ubudiyetimizi''...

Sürdü ellerini yüzüne,amin nidaları ile ve tuttu evinin yolunu o karanlık gecede...

Elmas Kılıç

Beklemeye Dair

  • Kızıl saçlarını savurarak günün koynundan saçlarına yıldız takmış gecenin ihtişamına kapılıp gitti güneş.
    Yokluk çoktan yelken açtı varlığın açık denizlerinde.
    Rüzgar sattı hakiki aşkları, ayrılık pazarında üç beş kuruşluk gidişlere.
    İhanet gölüne döndü şimdi yürekler katledilen binlerce sevgiyle.
    Ve gidişler kaldı geride bir de hiç bitmeyen bekleyişler.
    Kurak bir sevda mevsimi sonrası yaprak dökümü yaşıyor gözler.
    Hüzün dolu bakışlara ayrılık kalemi çekildiğinden beri hasret yağar yürekten boşalırcasına.
    Mahzun kalır sevdalar,bayram günü öksüz bir çocuğun buyun büküşü gibi.
    Bir ömürlük sevmelerden arta kalan anı sarar bedenleri.Gün çekerken ellerini dünyadan şehri aydınlatan yalancı lambalar daha da uzun gösterir yolları bekleyene inat.
    Tükenir gidenin döneceğine dair yanan umut ışıkları.
    Gidenin ardından kalan yürek; bir mezar taşını andırır.Öylesine sahipsiz, soğuk, kimsesiz ve donuk ...
    Gözyaşları sular bu mezarı ve üstünde yeşeren özlem tohumları.Fatihalar yerini çoktan elvedalara bırakmıştır her dem.
    Koskoca ömre sığmayan ayrılığı bir Allaha ısmarladık kelamına sıkıştırır giden.
    Sanki hiçbirşey yaşanmamış, yüreği ona atmamış bir yabancı edasıyla.Yarım kalmış bi nota, eksik kitap cümleleri,tamamlanmamış hayaler gibi kalır bekleyen.
    Beklemek korkutmaz unutma! Ama ya zaman geçince gelirse beklenen?Çünkü gidişler gibi zamansızdır dönüşler.
    Ya bundan sonra ... Geç olsada bekler mi beklendiği kadar geri dönen? İşte budur aslında bekleyeynin yüreğini inciten...

    Elmas Kılıç